Neden ve sonuçla, başlangıç ve sonla ilgilenmeyi bırakıp sonsuza dek süregiden döngülerin çok daha sahici doğruluğuna odaklanırsak astroloji ve kabalayı anlayabiliriz. Aşağıda anlatılan, Tanrının çocuklarının efsanesi, astrolojinin döngüsel ve ebedi özünü ortaya koymaktadır. Gerçek bir simgeler sisteminin başlangıcı ve sonu yoktur. Koç Burcu’nun ilk burç ve dolayısıyla başlangıç olarak belirleyebiliriz ama Öykü’nün söylemek istediği gibi, Balık burcunu da (son burç) Zodyak’ın doğuşu olarak gösterebiliriz. Sefer Yetzirah’ın. İleri sürdüğü gibi “Onların sonları başlangıçta, başlangıçlar sonda gömülüdür.”
Beş milyon yıl geriye gidin. Yeryüzünü büyük bir salon, fiziksel ve spiritüel çeşitli hazinelerle dolu bir oda olarak hayal edin. Dışarıda, meleklerin bekleme odası gibi bir yıldız (astral) lobisi vardır. Her ikisinin arasında bir kapı vardır ama bu herhangi bir kapı değildir. O kızgın bir ateş kapısı, alevler girdabıdır.
Tanrı on iki meleksi çocuğunu bekleme odasına davet etti ve onlara şöyle dedi: “Bu yeryüzüdür, sizin bu muhteşem bahçeyi kurmanızı ve ona hizmet etmenizi istiyorum. Bu göreve bağlılığınızı takdir ettiğimi gösteren bir anı olarak her biriniz teker teker hediye odasından taşıyabileceklerinizi alabilirsiniz. Ondan sonra göğe yükselip kendinizi, karanlıkta gezen tüm duyumsal varlıklara kılavuzluk etmek için bir takım yıldızı olarak yerleştirin.”
Muhteşem on iki, odaya girip hediyelerini kapmaya hazır bir şekilde birbirine baktı. Ama bilinmeyen korkusu ile paralize olmuşlardı ve kendileri ile yeryüzü denilen hazine dolu oda arasındaki ateş kapıdan korkuyorlardı. Aslında on ikinin on biri korku içindeydi.
Kimin ilk olarak gireceği tartışılırken Koç, vahşi bir savaşçı çığlığı atarak girdabın içinden atladı. Diğerleri sonucu görmek için pencereye koştular. Deli ağabeylerinin çevik, ince ve atletik bedeninin bilinmeyeni hızla düşmesini endişe içinde izlediler. Tanrı’ya şükürler olsun, hayatta kalabilmişti. İki ayağı üzerine düşmüştü ve kapının ateşi onu yok etmemişti. Zaten, Koç bir ateş burcudur; ateş ateşi yok edebilir mi? Alev kendini yakabilir mi? O ilkti, başlatandı, öncü idi ve diğerlerini korkularından kurtardı. Yolu açtı ve odayı güvenceye aldı.
Ağabey Koç, sürekli inanılmaz derecede cüretli işler üstlenen bir kurban koyun olma eğilimindedir. O günden sonra Koç, ilk olarak hakimiyet kurdu. Astroloji yılının başlatanı olma şerefini kazandı. İlkbaharın başlangıcını işaretledi. İlkbaharla yaşam belirir. Hazine odasında, Koç doğal olarak her şeyde ilk olmaya karar verdi. Ve bunu yapabilmek için yanında pek fazla bir şey taşımamalıydı. Eğer bir numara olmak istiyorsanız hızlı hızlı koşmak zorundasınız; yanınızda ağır yük olmamalı. Ağabey Koç akıllı bir hareketle yerden bir tohum aldı. Bir tohumla ne yapacaktı? Tohumda DNA vardır ve DNA ile yeni şeyler klonlanabilir. Ağabey Koç girdabın içinden atlarken nereye gittiğini biliyor muydu? Hayır. Onun cesur olduğunu düşünüyor musunuz? Belki ama Koç sıklıkla cesur olmaktan çok aptaldır. Ve bu yüzden Koç’un yüzü genelde yara izleri ile doludur.
Bu arada lobide büyük bir kargaşa olmuştu. Yol ortaya çıktığına göre kim yeryüzüne ikinci olarak inecekti? Boğa müthiş homurdanma ile sağı solu iterek kapıya doğru ilerledi. Kız kardeş Boğa çok pratik bir kadındır. O bir imparatoriçedir. Odaya iner inmez çevresine baktı ve gülümsedi. “Salak Koç, değerli şeylere dokunmamış bile” diye düşündü. Boğa bir yük hayvanı olduğu için sırtında çok şey taşıyabilir. Boğa yüklenmeye başladı. İçinden para ve mücevher taşan sandığı aldı ve o günden sonra Boğa finans ve değerli taşlara hakim olmuştur. Özellikle pahalı ve güzel nesnelere bayıldığı için tüm sanat eserlerini topladı. Maddi değeri olan her şeyi toparladı ve işte bu yüzden Boğa, sanata, değerlere, yeteneklere ve paraya hakimdir. Ama Boğanın öğretisi maddi nesnelerle kısıtlı değildir. Boğa aynı zamanda, öz-değerin, yani öz yeteneklere verilen değerin, kazanılan para miktarını belirlediğini öğretir. Boğa denklemi: Öz-değer = banka hesabı.
Boğa hazine odasından çıktıktan sonra ağabey İkizler ortaya çıkıverdi. Orada ne arıyordu? Daha yırtıcı ve güçlü burçları nasıl atlatıp odaya geri vermişti? Yanıt her zaman olduğu gibi soruda yatar. İkizler oyunbazdır, büyücüdür. Dil dökerek önlere geçti. Saygın ve tanınmış bir gece kulübünde bu durumu göre görebilirsiniz. Kulüp girişinde kapıcı ve bir sıra içeri girmeyi bekleyen güzel ve şık müşteri vardır. Derken küçük ve hızlı bir arabadan ağabey İkizler iner. Yakasına “basın” etiketini yapıştırır ve sıranın önüne geçer. Neden? Bekleyenlerden daha mı ünlüdür? Daha güzel veya daha mı zengindir? Hayır. İkizler bir elçidir ve böylelikle her şeyi bedava alır: bedava sinema bileti, bedava hediye çanta, bedava her şey. Ürün hakkında bir dergide Övgü dolu bir yazı yaz ve o ürün senin olsun.
İkizler odada iletişim, haber alma ve iş ile ilgili her şeyi topladı. Telefonları, faks cihazlarını, bilgisayarları, posta sistemini, radyoyu, TV’yi, reklamı ve tüm bilgi kaynaklarını kaptı. Mantığı basitti. Boğanın odayı sanat eserleri ve diğer nesnelerle terk ettiğini görmüştü. Doğal olarak bunları satmasına yardım edecek birisine ihtiyacı olacaktı ve işte o kişi, İkizler idi. Yüzde 10, Yüzde 15 derken komisyonlarını toplayacak, depolamaya veya taşımaya gerek kalmadan Boğadan daha çok para kazanacaktı. İkizler lisan, ticaret, borsa ve sayı kavramlarını da yakaladı. İlk kez son güzelliği ortaya çıkıyordu: ilk olarak erkek Koç, sonra kadın Boğa, birleştiren elçi ikizler. İkizleri simgeleyen Tarot kartı, Aşıklar olarak adlandırılır. O birleştiricidir ve burada, ilk erkek burcu ile ilk kadın burcunu birleştirmektedir.
İkizler aynı zamanda tüm yalanları ve hırsızlıkları da toparladı. Bu sözün biraz haşin olduğunu biliyorum ama İkizler’in yöneticisi, yalancıların ve hırsızların tanrısı Merkür’ü ben yaratmadım. Ben dahil yazı yazan herkes bir yalancı ve hırsızdır. Yazarlar düşüncelerini sözcüklere çevirirler ve düşünceleri nadiren tamam ve önyargısızdır. Taoculuğun kurucusu Lao-Tzu, gerçeğin konuşulamayacağını ve gerçeği söylemek için ağzını açan herhangi birisinin anında yalan söylemeye başladığını ileri sürmüştü. Tüccarlar ve iş adamları da aynı şekildedir. 10 sente satın aldıkları muzu size 1 dolara satarlar. 90 sent nereye gitti? Ağabey İkizler, kar diye bir terim uydurdu ki bu, hırsızlığın zekice konmuş başka bir adıdır. İkizlerin pek bir seçeneği yoktu çünkü hazine odasından aldığı ana ganimet aslında bir çeşit yalan olan lisandı. Ama bu gerekli bir sahteliktir. Sonuç olarak ben de şu anda o kozmik yalanı kullanarak size yalanlar hakkında bilgi veriyorum.
Aniden odayı su bastı ve Okyanus Kraliçesi, Kız Kardeş Yengeç içeri giriverdi. Çoğu astrolog ve gizemci ona Yengeç Ana der. O suyu simgeler. Yengeç, lobinin çatlaklarından sızarak yıldız dünyasına girdi. O kadar etkili damladı ve boşaldı ki suları yeryüzünün yüzde 71’ini kapladı. Odayı ıslattı ve özünde ona ait olan ve ezoterik irfanın su elementine affettiği tüm nitelikleri ve kavramları -doğumu, anneliği, şefkati ve beslemeyi- aldı. Yengeç Ana odaya da el koyduğu -asıl taşınmaz mal- ve Yengeç, ev ve ailenin burcu oldu. Ev ailenin kabuğunu, aileniz kişiliğinizin kabuğunu ve kişiliğiniz ruhunuzun kabuğunu simgeler. Yengeç burcunun simgesi “yengeç”, gıdasını ve gücünü sevgi dolu yumuşacık bir özenle saklayan ve onu koruyan evinin nereye giderse yanında taşır.
Yengeç en üst düzeydeki anne simgeler ama bu Arketip, rahimleri etkin olan annelere, hatta sırf annelere özgü değildir. Bir çocuk evlatlık edinen, bir işe, bir fikre, hatta bir şiire hayat veren herhangi birisi de annedir. Bir iş kurduğunuz zaman, örneğin, ona paranın yanında koşulsuz sevgi ve enerji verirsiniz, ona kendinizi adasınız. Aylarca, belki yıllarca hiçbir karşılık görmezsiniz ama çalışarak uykusuz geceler geçirir, yatırımınızı bir bebek gibi beslersiniz. Yengeç, doğum yapma kavramını doğurdu. Ve o günden beri Yengecin anne enerjisi bizi, kuşku ve sıkıntı zamanlarımızda destekledi, bizi hislerle ve şefkatle suladı. Yengeç, aynı zamanda bilinçaltı kavramını da aldı. Zamanın dalgaları altında saklı kalan kayıp anıları hükmetti. Ve sonsuz şefkati ile, insanların hem bebeklikte hem de yıllar sonra ikinci çocuklukta özeni ve bakımı tatması için yaşlılığı da yanında götürdü.
Nuh’un zamanında selden sonra güneşin ortaya çıkması gibi hazine odası aniden altın rengi ışıkla doldu. Salonda trompetler çaldı ve aslan kükreyerek içeri girdi. O ne girişti! Aslana -veya kendisinin istediği gibi, krala saygımız tamamdır ama şu soru (misilleme korkusu ile) bir türlü sorulamamıştır: neden bu kadar beklemişti? O zamana kadar odada ele avuca gelir hazine parçalarının hepsi kapılmıştı. İlk olmayı talep edecek kadar güçlü ve otorite sahibi iken neden gecikmişti?
Yanıt basittir. Bir kraliyet yemeğinde kral masanın başında oturur ve yemek servisi yapılır, ilk yiyen kimdir? Hayır, kral değil. Eğer kral zeki ise ilk önce bir başkasının tatmasını ister, her ihtimale karşı. Kral, Koç’un masadaki ateşten içkileri tatmasına izin verdi. Sonra toprak burcu Boğa’dan yemeyi tatması istendi. Kral, hava burcu İkizler’den havayı solumasını istedi ve en sonunda su burcu Yengeç’i içecekleri kontrol etmek için gönderdi. Kral tüm denetçilerin yaşadığını gördükten sonra ancak yemeye başladı.
Parti başlamıştı. Odada pek bir şey kalmamıştı, Aslan yaratıcılık kavramına el koydu. Kahkahası ve hevesi bulaşıcı idi: “Odadaki hediyeler bittiyse biz de kendimiz yenilerini yaratırız. Haydi oyuna!” Ve ağabey Aslan bir çocuk gibi oynamaya başladı. “Benim bir kral olduğumu, bir asam, tacım ve pelinim olduğunu varsayalım. Sizde benim kulumsunuz ve bana “Ekselansları” diye hitap edeceksiniz. Tamam mı?” Ve o günden sonra Aslan çocuklara, oyuna ve eğlenceye hükmetti. Aslanlar ilgi merkezi olmaktan çok hoşlanırlar ve çok eğlenceli oldukları için biz de oyuna katılır ve eğlenmelerine izin veririz. Bu yüzden, film yıldızları ve kraliyet mensupları aktüalite sayfalarını doldururlar. Aslan odadan dramayı, sahnelerin, film setlerinin ve tüm yaratıcı çabaların hakimiyetini aldı.
Aslan aynı zamanda, en dramatik kavramı, sevgiyi de yanında götürdü. Bu ustalığa şapka çıkarmalıyız. Aslan sadece romantik sevgiyi değil, Sufilerin “Canan”a, yani Tanrı’ya duydukları sevgiyi, aşkı da kaptı. Sevgi çocuksudur, masumdur ve mutluluk ile doludur; bu nitelikler Aslan’ın dramatik ve oyuncu tacında saklı gerçek spiritüelliğin ruhunu oluşturur.
Aslanın göz alıcı tantanasından sonra kutsal Kız Kardeş Başak, Zodyak döngüsünde ani bir değişiklik yaparak odaya girdi. Aslan’ı alt edemeyeceğini anlayan Başak çevreye bir göz attı ve aradığını buldu. Bir süpürge yakaladı ve odayı temizlemeye başladı; bira şişelerini, plastik tabakları, sigara izmaritlerini ve krala veda partisinden arta kalan her şeyi topladı. İçerlemeden veya kızmadan yapabildiği en iyi şeyi yaptı: ortalığı toparladı. Elinde bir demet tüten ada çayı bitkisi ile (Başak baharat leydisidir) olumsuzluğu kovacak gizemli bir büyü mırıldanarak odayı arındırdı. Meleklerin Kraliçesi, Zodyak’ın dadısı, düzenin, işin ve hizmetin tatlı ama sert ve disiplinli dadısı oldu. Birisinin kralın emirlerini yerine getirmesi gerekirdi. Başak, inatçı küçük bir çocuğa onuncu kez aynı uyku masalını sabırla okuyan sadık bir bakıcı gibi, Aslan’ın buyruklarına uymayı kabul etti. Başak hizmet, iş, beslenme, arınma ve düzen kavramlarını alarak hazine odasından çıktı. Astrolojik çemberin enerji sayman oldu. Aslan, parti yapmaya ve kafayı bulmaya hükmederken Başak bedeni temizler. İçki sersemliği ve yenilenme merkezini simgeler. Başak olmazsa yaşam aşağılık aşırılıklarla kendini yok edebilir.
Tertemiz, pırıl pırıl ve arınmış hazine odasına en yakışıklı yiğit ağabey Sör Terazi girdi. Oda bomboştu ve tek bir hazine parçası kalmamıştı ama Terazi aldırmadı çünkü o, tasarı ve simetri burcudur. Ve boş bir mekana tasarlamak daha kolaydır. Zen’de tasarının, nesne ile boşluk arasındaki ilişki olduğu söylenir. Zen sanatında ve Zen bahçelerinde boşluk, tasarının bir parçasıdır. Bir hava burcu olan Terazi boşluk ile, onun anlam ve değeri ile kolaylıkla ilişki kurabilir. Batı sanatında, bir ağaç çizmek istiyorsanız onu kompozisyonun tam ortasına koyarsınız ama Doğuda ağaç, resmin bir kenarına yerleştirilir ve diğer taraf boş bırakılır. Böylelikle, resim sadece ağaç hakkında değil, aynı zamanda ağacın boşluk ile olan ilişkisi hakkındadır. Bu yüzden Terazi, ilişkilerin ve ortaklıkların burcu oldu.
Terazi odadan, ilişkilerin yarattığı başka bir kavram olan adaleti de aldı. Adalet, etki ve tepki arasındaki ilişkiyi simgeler. Örneğin, Hammurabi kanunlarına göre “Göze göz, dişe diş.” Bu antik yazıtlar karlı Terazi mesleği, avukatlığı yarattı. Kabul edelim ki bir hava burcu olan Terazi, havadan para kazanmasını bilir.
Sonra ortalığa sessizlik, fırtına, daha doğrusu kasırga öncesi durgunluk hakim oldu. Kız Kardeş Akrep, salonu dolduran bir sis içinden belirdi. Hazine odasına girer girmez her şey değişti. Odada alınacak bir şey kalmadığından Akrep, en üst düzey dönüşüm şekli olan ölümü de içeren dönüşüm kavramını bir kenara ayırdı. Yine bir su burcu olan Yengeç bize yaşam ve doğumu getirmişti; ikinci ikinci su burcu Akrep, ölümü sundu. Su, susuzluğu giderdiği gibi boğabilir de.
Akrep, cinsellik dahil diğer dönüşüm biçimlerini de aldı. Seks doğal olarak, gebe almaya ve ruhların yaşama geri dönmelerine neden olur. Diğer bir deyişle, ölümün ölümü yaşamdır. Cinsellik ile samimi yakınlık ve (kapalı kapılar ardında) sırlar oluştu. Bir kimsenin Akrep burcu olup olmadığını nasıl bilirsiniz? Sormak yeterlidir. Eğer kişi yanıt vermek istemezse muhakkak, gizli bir ajan gibi kimliğini sıkıca saklayan ketum bir Akrep’tir. Ve sırlarla birlikte bir bağlantı zinciri ortaya çıktı: Şifa, suç, araştırma, paranoya, özel dedektiflik, (ölüm sonrası) veraset, başkalarının parası ve ortak mali işler.
Akrebin dağıldıktan sonra odaya müthiş bir yaratık girdi. Centaur -yarı at, yarı insan; yarı tanrı, yarı insan- çevreye ışık ve güç saçarak odanın ortasında durdu. Yay, yeryüzüne inmek için neden bu kadar beklemişti? Sahip olduğu güç, hız ve atletizm ile çok önceden yolunu açmış ve odadan hakkı olanı almış olabilirdi. Ama Yay doğuştan bir gezgindir ve her zaman yabancı geleneklerle ve yabancı gezegenlerle ilgilenmiştir. Belki de dikkat eksikliği atağı yaşayarak bir işin peşinden başka bir gökadaya dörtnala koşmuş ve bir ara hazine odasını hatırlayıp geri dönmeye karar vermişti. Odaya vardığında şöyle bir çevreye baktı ve daha önce hiçbir burcun farkına varamadı şeyi gördü. Salondaki en değerli hediyeydi o. Ne idi?
Sevgi? Hayır, onu Aslan almıştı.
Para? Boğa hepsini toparlamıştı.
Peki Yaşam? O çoktan Yengeç’in olmuştu.
Yay, doğruluğu yakaladı. Doğruyu, tüm doğruyu, sadece doğruyu. (Yalanlar, Yay’ın tersindeki burç İkizler’e aitti.)
Birisinin doğruluğa sahip çıkması için dokuz burç geçmesi gerekiyordu. Buna ne demeli? Doğruluk, bilgelik, felsefe (bilgelik aşkı), öğretme, din ve yüksek eğitim gibi birçok kavramı içine alan ağırlıklı bir sözcüktür. Bu kavramların tümü Yay’ın etkisi altındadır. Yay, doğruluğu gerçekten iyi bilmenin yolunun, çok sevdiği seyahatleri etmekten ve değişik kültürleri tanımaktan geçtiğini fark etmişti.
Geleceğin bu kadar serüven ve bilinmeyen ile dolu olmasından dolayı Yay, odadan birkaç şey daha alarak kendini güçlendirdi. Bunlar şans ve iyimserlikti. Tabii, bir tarafta Akrep, diğer tarafta Oğlak olursa iyimser olmak zorundasın. Ve astroloji halkasını bir emlak olarak düşünürsek Yay burcunun Zodyak’ın en kötü parselde yer aldığını görürüz. Yay, günlerin giderek kısaldığı ve gecelerin en uzun olduğu bir döneme rast gelir. Mesaj nettir: Yay yılın en karanlık zamanına ve aynı anda doğruluğa hükmediyorsa biz de doğrumuzu, yaşamımızın en karanlık, en zor günlerinde bulacağız. Karanlıktan Aydınlık doğar. Doğruluk, tünelin ucundaki ışığı simgeler.
Sonunda Oğlak da içeri girdi. Temkinli bir kız kardeş olarak yavaş ve bilerek yürüyordu. Kapıyı geçip hazine odasına girmesi zaman aldı. Ama Oğlak ısrarlı, çalışkan ve becerikli idi. Odanın duvarlarını, temelini ve tüm yapısını aldı. Bunlarla başka bir şey inşa edebileceğini biliyordu.
Oğlak bu arada aşağıya doğru baktı ve kimsenin altta kalana sahip çıkmamış olduğunu fark etti. Yeraltı dünyası (Tarot Oğlağı Şeytan simgeler) olduğu gibi duruyordu. Bir kürekle yeri kasmaya başladı. Yavaş yavaş delik büyüdü ve bir kratere dönüştü. Kazı yüzyıllar sürdüğü için Oğlak bilmeden müthiş bir sabır, disiplin ve dayanma gücü sergilemişti. Böylece bu nitelikleri de üstlendi.
Oğlak kızı ile ne ortaya çıkardı? Yeryüzünün tüm zenginliklerini, altın, mineraller, uranyum, petrol, elmas ve aklınıza ne gelirse hepsini çıkardı. Bu ağır bir yüktür ve bu yüzden Oğlak yavaş hareket eder. Ama onun zamanı vardır. O geç olgunlaşmıştır ve yaşlandıkça yaşamın iyileşeceğini bilir. Oğlak, zaman kavramını, başarımızı (veya yenilgimizi) ölçen zamanı, bize yaşlandıran zamanı, yaşamımızı yapılandıran zamanı kabul etti ve onu bünyesine kattı.
Derken Kova, Yıldız Savaşlarındaki çetin kaçak Han Solo gibi ses ötesi uzay gemisi ile hiç yoktan beliriverdi. Oğlaktan sonra, bir zamanların muazzam kasasında yer, tavan, duvar namına hiçbir şey kalmamıştı. Ama Kova akıllıydı. O bir dâhinin burcuydu ve ağabey Kova, dahiyane bir fikirle geleceği aldı. Oğlak, geçmişi, yani kömürü elmasa ve dinozor kalıntılarını petrole dönüştüren milyonlarca yılı almıştı, Kova buna, geleceği yakalayarak yanıt verdi. Tüm bunlar tuhaf geliyor mu? Kova ne de olsa, garip, tuhaf ve biricik şeylere hükmeden bir burçtur. O ne de olsa, deha ile delilik arasındaki çizgide çalışan bir beyine sahip, sıra dışı olmaktan korkmadığı için her zaman yeni bir cihaz icat etmeye hazır çılgın profesördür.
Gelecek nasıl alınır? Ağabey Kova, özlük hakkı ve patent kavramlarını icat etti. Bugünden itibaren tüm icatların kendi adı altında kaydedileceğini belirtti. Buna marka denir. Şimdiye kadar onun imzasını; ™, her yerde görmüşsünüzdür ama o zamanlar, bir fikri, bir icadı sahiplenmek yeni bir düşünceydi. Geleceğin bilgisayarları, uçan araba ve benzerleri Kova A.Ş. Adı altında kaydedilecek. İleride nanoteknolojinin minyatür süper bilgisayarları yaratacağını mı düşünüyorsunuz? Kova buna basitçe “Teşekkürler, şimdi bu bizimdir” diye yanıt verir. Teknolojideki gelişmeler sayesinde yeni gezegenlere mi gidilecek, bu gezegenler de Kova markasına tabidir. Gelecekteki tüm hazine odalarını herkesten önce kova ziyaret edecektir.
Tanrı’ya şükürler olsun ki Kova aynı zamanda en fedakar ve en demokratik burçtur. Bunun da anlamı, tüm yeni icatları sahipliğini ve kullanımını paylaşacağıdır. Kovanın çağ ötesi ve tatlı tutumu, onun aynı zamanda insancıl çalışma, kardeşlik, iş birliği, fedakarlık ve arkadaş kavramlarını üstlenmesine izin verdi. Ağabey Kova, geride hiçbir şey bırakmadıkları için diğer burçlara ilerlememişti çünkü o her zaman, hiçbir şeyden bir şeyler yaratan bir burçtur.
Son ama aynı derecede önemli olarak deniz kızı olarak da bilinen kız kardeş Balık geldi. Sona kalmıştı çünkü hayal kurmasını seviyordu ve hayali işlerle onu oyalayan bir milyon hayali arkadaşı vardı. Bu arkadaşlar Balığı, başka boyutlara, cinlerin ve perilerin diyarına götürdüler. Sonunda, boş hazine odasının sessizliği onu tatlı hayalinden koparınca Balık, bir zamanlar odanın durduğu boşluğa süzüldü. Gülümsedi ve nefesini çekti. Hiçliğin ortasına oturdu. Mirasına veya hazinelerine el koyulmuş, kendini aldatılmış hissetmiyordu. Onun kendisi bir hazine idi. Odanın bir yanılsama olduğunu biliyordu, kardeşlerinin aldıklarının da. “Biçim hiçliktir” diye mırıldandı, “Hiçlik biçimdir.” Kız kardeş Balık, yapabildiğini yaptı. Boşluktan hayal etme, uyuma ve meditasyon yapma yetisini aldı. Bunun için bir şeye gerek yoktur; o her yerde ve her zaman uygulanabilir. Bacaklarını kavuşarak oturdu ve meditasyon yaptı. Hayal gücünü kullanarak kendi çevresine sanat eserleri, bilgisayarlar ve tohumlarla dolu büyülü bir hazine odası inşa etti. Sevgi ve güvence, doğruluk, yaşam ve ölüm ile dolu bir hazine odası. Zengin bir doğal kaynak birikintisi üzerine inşa edilmiş, cihazlar ve geleceğe ait icatlarla dolu bir oda
Sonra, bir ateş girdabında sevgili ağabeyi Koç’un çıktığını ve odadan ciddi bir aciliyet içinde bir tohum aldığını hayal etti. Sonra, güzel kız kardeşi Boğa’nın, duvarda saklı bir kasaya kilitlenmiş olduğunu hayal ettiği mücevherleri zarafetle topladığını hayal etti. Balık, diğer kardeşlerinin de odanın ve hazinelerin gerçekten orada olduğuna inanıp teker teker geldiklerini tasavvur etti. Kendisinin de odaya girdiğini hayal etti ve sonra, kendini odayı ve içeri giren kardeşlerini hayal ederken hayal etti.
Hayal etmekten yorulduğunda uyudu ve hazine odasına inşa ettiğini rüyasında görmeyi sürdürdü. Balık uyumayı sever çünkü uykusunda çok şeyle karşılaşır. Harikalar Diyar’ını rüyasında gören Alice gibi Zodyak’ı, gezegenleri, hazineleri ve bizleri rüyasında görür. Bundan sonra bir Balığın fazla uyuduğunu gördüğünüzde, onu hemen yargılamayın veya tembel olduğu için ona kızmayın. Sizin varoluşunuzun rüyasını görüyor olabilir. Eğer bu biraz tuhaf geliyorsa sizi, Lord Vishnu adındaki başka bir uykucu ile tanıştırayım. Bu müthiş tanrı, Hindu geleneğine göre denizde yüzen bir Nilüfer çiçeği üzerinde uyumaktadır. (Balık uyku ve deniz burcudur. Deniz, Hintlilerin su yatağı versiyonudur!) O tembel veya uyuşuk bir tanrı değildir çünkü uykusuz sırasında bizi rüyasında görmektedir. Bizim neşe ve sevgimiz onun mutlu rüyaları, zorluklarımız ve acılarımız onun kabuslarıdır.
