KOZMOS

Güneş, Ay, Yıldızlar ve gezegenlerin hareketini gözlemleyip mevsim değişimlerinin ayırdına vararak insanlar zaman içinde Evren’in doğal ritmine ilişkin bir görüş geliştirdiler. Binlerce yıl içinde gözlemlerimizi açıklığa kavuşturan ve doğal düzene uymada yardımcımız olan bir kozmoloji oluşturduk. Doğal güçlerin kontrolünü de tapındığımız tanrılara affettik.

Bu da tanrıların üzerimize salabilecek felaketleri ancak insanlar ile tanrıların elbirliğiyle aşarak hayatta kalabileceğimiz gibi yaygın bir inanışa yol açtı. Böylece, kozmik bir ahengin oluşması (ekinler ve denizciler için sert olmayan yağmur ve rüzgârlar) için kurbanlar kesildi, sunular yapıldı. Ölümcül kuraklıklar, deprem ve seller gibi doğal felaketler ise tanrıların cezalandırması olarak görüldü. Bunun sonucu olarak kozmik sembolizm din ile yakından ilişkilidir. Örneğin Güneş, ilahi gücün evrensel bir simgesi iken Budistler de Ateş’e cehaleti ortadan kaldıran bilgelik gözüyle bakar. Hristiyanlarla Hindular için su, çokluk arınma simgesidir. Gökyüzüne gelince, bütün büyük dinlerde tanrısal varlığın meskeni olarak görülür.

Gerçekten de, Ay’dan yıldızlara, gök gürültüsünden şimşeğe gökyüzünde yer alan her şey sembolik olarak uhrevi alemle ilişkilendirilmiştir. Gökyüzüne yakınlıklarından ötürü dağlarda kutsal bilinmiştir. Her birinin kültürden kültüre değişen tanrıları, tanrıçaları ve doğa üstü temsilcileri bulunur.

Yaratılış mitleri ile küresel bir tufana ilişkin efsaneler bütün kültürlerde ortaktır ve Evren’in gizemine açıklama getirmede kozmik sembolizm kadar tanrıların cezalandırması konularına da başvurulur. Semboller ilk insan toplulukları için önemliydi, çünkü insanların bir arada daha uyumlu yaşamalarına olduğu kadar ilahi aydınlanma anlama ve bu yolda çaba sarf etmelerine de yardımcı yardımcı oluyordu.

Erken dönemlerinde bilim, kozmos un dört ana elementi olan toprak, ateş, su ve hava ile simgesel bağlar kurmaya çalışmıştır. Hava ile ateş sembolik olarak eril ve aktif, toprak ile su ise dişil ve pasif görülmüş, elementler arası denge, kozmik ahengin temeli sayılmıştır.

İşaretlerle simgeler, içinde yaşadığımız dünyayı bilimsel kavrayışımızın genişlemesinde yaşamsal bir rol oynamıştır. Örneğin astronomi ile astroloji, insanların yıldızların gökyüzünde neden hareket ettiğini ya da yıldızların neden takım yıldızlar oluşturduğunu açıklamada kozmik sembolizmden yararlandığı eski zamanlardan başlayarak gelişmiştir. Mevsimsel ve kozmik sembolizm de sıklıkla iç içe geçmiş, zaman ölçümleri olarak her zaman Güneş ile Ay’ın günlük ve mevsimsel hareketlerine dayanmışlardır.

Modern bilimin pek çok buluşuna rağmen kozmik sembolizm dünyanın dört bir yanındaki insanlar için anlamını korumuş, dilimize renk katmayı sürdürmektedir. Ünlülere “yıldız” deriz, çoğu ulusal bayrak, ilahi yönetim ve güce işaret eden Güneş ve Ay gibi kozmik simgeler taşır. Değerli taşlar, özellikle de doğum taşları sembolik anlamla donatılmıştır ve astroloji her zaman olduğu kadar popülerdir. Bugün bile dünyamıza işaret ve simgeler aracılığıyla anlam bulmaya çalışıyoruz.

BAŞLICA KOZMİK SİMGELER

GÜNEŞ
Güneş Sembolü

Çoğu kültür, tarihinin bir döneminde, her şeyin gelişip büyümesini sağlayan ulu evrensel güç olarak Güneş’e tapmıştır. Sıcaklık kaynağı olarak Güneş canlılık, tutku ve gençliği simgeler. Işık kaynağı olarak aydınlanmayı da temsil eder. Bunların yanı sıra krallık ve imparatorluğunda amblemi olmuştur. Kimi gelenekte Güneş Evrensel Babadır. Doğup batışı doğum, ölüm ve dirilişin sembolüdür.

Kış ve yaz gün dönümleri yılın en kısa ve uzun günlerini belirler ve dünyanın her tarafında mitlerle şenliklere konu olmuştur. Kış gündönümü ışığın karanlık karşısındaki zaferini veya yeni bir ışık ve büyüme döngüsünün başlangıcını simgeler. Yeryüzü Bolluğun doruğu olarak kutlanan yaz gündönümü, bir yandan da Güneş’in çekilen gücüne işaret eder. Duridler yaz gündönümünü şafakta karşılar. Her iki gündönümü de Güneş’in sıcaklığı ve bereketini temsil eden ateş ile birlikte düşünülmüştür. Dünyanın dört bir yanındaki kültürlerde Güneş’e pekçok simgesel değer yüklenmiştir. Genellikle eril olarak kişileştirilmiş, Japonya ve kimi Amerikan yerli kabilelerinde olduğu gibi bazen de dişi sayılmıştır. En gelişkin güneş kültürleri Mısır, Güney Amerika ile Peru’daydı. Güneş zararsız, dölleyici bir güç olduğu kadar ateşli bir yok edici olarak da görüldü.

Güneş kozmosun sembolik merkezi olarak resmedilirdi. Gökcisimlerinin bu en parlağı, krallık ve imparatorluklara yaraşır bir görkemin sembolüdür. Japonlar onu ulusal bir amblem olarak kullanırlar; imparatorlarının doğrudan Güneş tanrıçası Amaterasu’dan gelme olduğuna inanırlardı.

AY
Ay Sembolü 1
Ay Sembolü 2

Gizemli Ay insanın düş gücünü her zaman tahrik etmiştir. Gece göğündeki aydınlık varlığı onu umut ile aydınlanmanın simgesi kılmıştır. Güneş gibi o da çoğunlukla doğum, ölüm ve diriliş ile ilişkili tutulur ama suları da kontrolünde tutar ve bir bereket simgesidir. Rüyaları yönetir, dalgınlıkla ilişkilendirilir. Karanlık yüzükte büyücülükle ilgilidir. Dişi nitelikleri onu Ana Tanrıçaya bağlar.

Ayın gökteki dönümsel yolculuğu ve sürekli değişen biçimi ilk toplumlara insan yaşamının döngüsü için güçlü bir simge sunmuştur. Yeniaydan Dolunay’a, biçimlerinin her biri ve tutulmalarına özel bir anlam atfedilmiştir. Gelgit, hava durumu ve genel olarak hayatı etkilemesinin yanı sıra insanın kaderini de yönettiği düşünülmüştür.

Dolunay, bütünlük ve güç simgesi olan Çemberle aynı sembolizmi paylaşır. Çinliler bunu “Yin” niteliği ve dişilik bir tutar. Budistler içinse ruhsal gücü temsil eder. Hasat Ay’ı (sonbahar gün dönümüne yakın Dolunay vakti) tarımsal bereketi temsil eder. Dolunay’ın deliliği artırdığı ve hayvanlarla insanların vahşi davranışlarıyla ilişkili olduğu düşünülmüştür.

Okyanusya ve kimi Afrika kabilelerinde Ay, dölleyici bir tanrı olarak görülse de genelde dişi olarak algılanır. Gökler kraliçesi olarak, Bakire Meryem Ay ile ilişkilidir. Ay tanrıçaları da koruyucu ana figürlerinden Roma av tanrıçası Diana gibi yabani bakirelere kadar uzanır. Bütün Ay tanrıçaları kader ağlarını örenler olarak görülmüş ve çoğunlukla örümcek biçiminde betimlenmiştir.

Biçim değiştirme yaygın bir folklorik temadır. Çoğu kültürde, özellikle de Dolunay sırasında vahşi hayvanlara dönüşen insanların öyküleri anlatılır. Bu hikayeler sembolik olarak Ay’ın karanlık ilişkisine bağlanabilir. İnsanların kolaylıkla hayvani içgüdülerin egemenliğine girebileceğinden duyulan korkuyu da yansıtırlar. İrade dışı şekil değiştirme tutsaklığı simgelerken iradi dönüşüm özgürleşmeyi temsil eder. Kurtadam Avrupa’da yaygın bir motiftir. Başka yerlerde ise biçim değiştiriciler arasında jaguaradam, kaplanadam, tilkiadam, porsukadam vardır. Şamanlar ile cadılara, insanlar ve ruhlar alemi arasında bununla yolculuk ettikleri biçim değiştirme güçleri atfedilmiştir.

GEZEGENLER
Gezegenler

İlk astronomlar Güneş ve Ay’ın yanı sıra gökyüzünde çıplak gözle ancak seçilebilen beş küçük hareketli ışık daha bulunduğunu fark etmişlerdi bunlara gezegen (ya da “gezginler” anlamına gelen “planetes”) dediler ve Eski Roma tanrılarının adlarını verdiler. Merkür, Venüs, Mars, Jüpiter ve Satürn. Teleskobun 15. Yüzyıldaki icadı daha uzaktaki gezegenlerin (Uranüs, Neptün ve Pluto) keşfine yol açtı. Gezegenlere renkleri, hareketleri ve büyüklüklerine dayanılarak nitelikler atfedildi. İnsanlarla bir şekilde ilişkili oldukları ve haftanın belirli günlerini yönettikleri düşünüldü. Orta Çağ’da simyacılar onları metallerle ilintilendirdi. Andreas Cellarius’un ilk kez 1660 yılında “Harmonia Macrocosmica” da yayımlanan kozmos tasviri 2. yy. astronomu Ptolemeus’un Dünya’yı kozmos merkezine yerleştirdiği sistem temelinde geliştirilmiştir.

  • Merkür:
    Adana haberci Tanrı’dan alan Merkür akıl, ticaret, Çarşamba ve cıva madeni ile ilişkilidir.
  • Venüs:
    Aşk tanrıçası adını taşıyan Venüs cinsellik, arzu, yeniden doğuş ve mutlulukla bir tutulur. Cuma ve bakır ile ilişkilidir.
  • Mars:
    Güçlü bir erkek olarak canlandırılan Mars şiddeti, tutkuyu, ateş ve cesareti simgeler. Günü Salı, madeni demirdir.
  • Jüpiter:
    Denge ve adaletin simgesi Jüpiter Perşembe ve kalay ile ilişkilendirilir.
  • Satürn:
    Sakallı, yaşlı bir adamla temsil edilen Satürn, ahlak, melankoli ve katılıkla ilgilidir. Cumartesi ve kurşunu simgeler.
  • İşaret olarak gezegenler::
    Cellarius, tasviride gezegenleri tanrılar olarak betimlemek amacıyla da her bir Planeti gösteren işaretler kullanmıştır. Bu tür işaretlere hem astroloji hem de simya da başvurulur.
YILZDIZ VE TANRILAR
Yıldız ve Tanrılar

Yıldızlar İlahi rehberlik, koruyuculuk ve umudu simgeleyen son derece önemli sembollerdir. Amerikan yerlileri onların atalarının kamp ateşi olduğuna inanıyordu. Diğer kültürlerde de cennet kapısı ya da tanrıların kulağı olduğu düşünüldü. Hristiyanlıkta Beytüllahim Yıldızı İsa’nın doğumunu müjdelemişti. Kimi azizler de Hristiyan sanatında bir yıldızla birlikte tasvir edilmiştir. Armacılık sanatında yıldız, şövalyelik nişanıdır. Burçlar kuşağı 12 yıldız işaretinden oluşur.

Beş Köşeli Yıldız:

Beş Köşeli Yıldız

Pentagram olarak da bilinen beş köseli yıldız aşağı baktığında yüce amacı, ruhsal alem ve eğitimi simgeler. Hristiyanlar ona “Alfa ve Omega” (İlk ve Son) olarak İsa sembolü diye bakarlar. Ters çevrildiğinde ise, pentagram şeytan anlamına gelir.

Altı Köşeli Yıldız:

Altı Köşeli Yıldız

Yahudilikte Heksagram ya da Davut yıldızı olarak bilinen bu yıldız, dişi ve eril öğelerini simgesi olan iki üçgenden oluşur. Cennet ve yeryüzü arasındaki bağın sembolüdür ve zıtların birleşimi ile yaradılışı simgeler. Bu sembol peygamber Kral Süleyman’ın bir yüzüğündeki desenden esinlenilerek, aynı zamanda Süleyman’ın Mührü olarak da bilinir.

YILDIZ TANDIRLAR:

Göksel Semboller krallık ve yönetimle ilişkilidir ve kutsal bir mevcudiyeti işaret ederler. Eski kültürlerde yıldızların çoğunlukla ilahi varlıklar olarak insan yaşamını etkilediğine inanılırdı. Yıldızların sembol diline ilişkin pek çok öykü anlatılmıştır ve yıldızlarla ilişkilendirilen pek çok tanrı ve tanrıça vardır. Yıldızlar aralarında Babilli İştar ile Bakire Meryem’in de bulunduğu dünyanın en önemli bereket tanrıçalarının taçlarını da oluşturmuştur.

İştar:

İştar

Beş köseli yıldız, Sümer bereket tanrıçası İştar’ın savaşçı kimliği ile Seher yıldızı olarak simgesiydi.

İsis ve Osiris:

İsis ve Osiris

Mısır bereket ve analık tanrıçası İsis, ruhu Orion yıldızında bulunan Ölüm Tanrısı Osiris’in karısıdır. Simgesi Nil’in ülkeye bolluk ve bereket getiren yıllık taşıma vaktini müjdeleyen Sirius yıldızıydı. Sirius’un belirişi yeni yılın başlangıcının da nişanıydı.

Kutup Yıldızı:

Kutup Yıldızı

Eski Mısır’da ölmüş firavunların ruhlarının kutup yıldızına gittiği düşünülürdü. Bu yıldız tanrı “Seth” ve Fenike tanrısı “Baal Sapon” ile de ilişkilidir.

ATEŞ
Ateş Sembolü

Dehşetli ve yakıcı ateş son derece yıkıcıdır. Savaş ile kaosun simgesi olarak nitelikleri aktif ve erildir. Güneşle de ilişkilidir. Kişi ya da nesneler “ateşli” olarak adlandırılabilir, uçlarda dolaşan duygular kırmızı renkle ilişkilendirilir. Ateşin ikili bir yapısı vardır ve arınma, yenilenme, yuva, ocak ve ilahi aşkı da simgeler. İnsanın ateş yakmayı öğrenmesi yaşamına dönüştürücü olmuştur. Bütün eski kültürlerin ateş tanrıları ve ateş efsaneleri vardı.

Ateş Yakma Efsaneleri:

Ateş Yakma

İnsan ateş yakmayı öğrendiğinde yemeğini pişirme, sıcak tutma, vahşi hayvanlara uzaklaştırma, sonraları da maden cevherlerini eritme amacıyla kullandığı bir araç elde etmişti. İnsanların ateş yakmayı öğrenişine dair pek pek çok efsane, en erken ateş yakma araçları konusunda da bilgi verir, sözgelimi efsanevi İran kralı Huang, çakmak taşından baltasın bir yılana fırlatması, yılanı ıskalayan Baltanın bir kayaya çarparak kıvılcımlar çıkarması sayesinde çakmak taşlarını birbirine sürterek ateş yakılabileceğini öğrenmişti.

Yunan tanrısı Prometheus Zeus’u et yerine kemik yemeye kandırmıştı. Bu davranışını cezalandırmak üzere Zeus’da ateşi ölümlülerden uzak tutarak öcünü aldı. Daha sonra Prometheus ateşi ondan çalacaktı.

Ebedi Ateş:

Ebedi Ateş

Ebedi ateş, sürekli yanan bir ışıktır. Eski zamanlarda zeytin yağı ya da odunla beslenirdi. Çağdaş versiyonlarındaysa propan veya doğal gaz kullanılmaktadır. Ebedi ateş bir kişi, topluluk, uluslararası önem taşıyan bir olay ya da dünya barışı gibi soylu bir amacı simgeler. Olimpiyat meşalesi Yunanistan’da yakılır, oyunlara ev sahipliği yapılan kente taşınır ve oyunlar boyunca da canlı tutulurdu. Çoğu kilisede Sunağın üzerinde böyle bir ateş yakılmaktadır. New York kentinin Ellis Adası’ndaki başının üzerinde ateş tutan özgürlük anıtı, baskıdan özgürlüğü simgelemektedir.

Kutsal Ateş:

Kutsal Ateş

Ateş çoğu dinde önemli bir unsurdur. Hristiyanlıkta Cehennem ateşle ilişkilendirilmiştir. Bazı azizler de alev alev yanan yüreklerle tasvir edilirler. Hristiyan kiliselerinde mumlar Tanrının varlığını, umut ve yaşamı temsil eder. Eski Ahit’te yanan çalı hikayeleri vardır.

Ateş Törenleri:

Ateş Törenleri

Yenilenme, arınma ve kazanılmış kutsallıkla bir tutulan ateş çeşitli kültür ve dinlerin törenlerinde önemli bir yer tutmuştur. Kurbanların organlarıyla birlikte tütün ve tütsüde yakan Azteklerin kurban törenlerinde merkezi bir önüme sahipti. Geleneksel olarak ibadetlerini ateş tapınaklarında yapan Zerdüştiler’de Yaratıcının enerjisini temsil eder. Kuzey Amerika yerlileri gibi diğer kültürler de ateşi arınma törenleri ile kehanet arayışlarında kullanırlardı.

Bazı Ateş Tanrıları:

  • Vulkan:
    Roma tanrısı Vulkan ateş, yanar dağlar ve zanaatkarlıkla bir tutulmuştur. Tanrılar ve kahramanlara Etna dağının altındaki ocağın da silahlar yapar, adına ağustos ayında Vulcanalia şenlikleri düzenlenirdi.
  • Agni:
    Veda tanrılarından Agni’nin Sanskrit dilinde “ateş” anlamına gelir. Tek başlı ya da yıkıcı ve merhametli doğasını temsil edecek şekilde çift başlığı tasvir edilmiş, ağaç ve bitkilerin yaşam gücü olarak görülmüştür.
  • Sehkmet:
    Çoğunlukla aslan başlı kadın biçiminde, elinde ateş saçan bir kobra tutarken resmedilmiş bu kana susamış mısır savaş tanrıçası düşmanlarını oklarıyla öldürür, bedeni öğle güneşi gibi ışıldardı.
  • Huehueteotl:
    Bir Aztek ışık ve ateş tanrısı olan Huehueteotl çoğunlukla kırmızı ya da sarı yüzlü, başının üzerinde bir tütsü taşıyan yaşlı bir adam olarak tasvir edilirdi.
  • Chu Jung:
    Bir Çin ateş tanrısı olan Chu Jung, Cennet yasalarını çiğneyenleri cezalandırırdı. Çoğunlukla zırhlı tasvir edilmiştir. Cennetteki tahtını ele geçirmeye çalışan oğluyla mücadelesiyle ünlüdür.
SU

Su durmadan biçim değiştirir ve dönüşür. Sembolik olarak dişidir, Ay ve hayatın kaynağı olarak bereket ile ilgilidir. Yağmur, kar, sel ya da dingin bir göl biçimini alabilir. Akıcılık, durağanlık, fırtınalı ya da derinlik gibi her birinin kendi simgeselliği olan çeşitli halleri vardır. Edilgen olsa da hava durumundan etkilenir ve yıkıcı, çözücü, arıtıcı ya da canlandırıcı olabilir. Pek çok dinde bir arınma ve şifa kaynağı olarak görülür.

Su ve İbadet:

Su ve İbadet

Su çoğu dünya dininde büyük önem taşır. Hristiyan vaftiz törenlerinde arınma ve ilk gün günahı üzerinden akıtma simgeler. Hinduizm’de de su yıkanmak ve kutsal olanın törensel imgelerini arındırmada kullanılır.

Su ve Kötülük:

Geçmiş yüzyıllarda cadı olduğundan kuşkulanılan kadınlar derin suya atılırdı. Boğulmaları masumiyetlerine yorulur, yüzeyde kalırlarsa cadılıktan hüküm giyebilirlerdi.

Deniz:

Sembolik olarak anaç görülen denizin derinlikleri yeryüzünün rahmini temsil eder. Çoğu kültürün yaradılış mitlerinin de yansıttığı gibi bütün yaşam onun ilksel sularından doğmuştur. Çoğunlukla gizemli görülen deniz bilinçdışını da simgelerken derin sular ölüm ve doğaüstü ile ilişkilendirilmiştir. Deniz ve girdap ile tsunami gibi doğal olaylarla bağlantılı pek çok tanrı, ruh ve canavar vardır.

  • Neptün:
    Yunan tanrısı Poseidon’un Roma’daki karşılığı olan Neptün deniz tanrısıydı. Elinde üç dişli çatalı, yunusların eşlik ettiği bir deniz kabuğuna oturmuş sakallı bir adam biçiminde tasvir edilmiştir. Ateşli doğasının kendini fırtına ve depremlerde ortaya koyduğunu inanılırdı.
  • Sedna:
    İnuit mitolojisinde Sedna deniz tanrıçası ve okyanus hayvanlarının koruyucusuydu. İnuit alt dünyası Adlivun’u o yönetirdi. Çeşitli İnuit toplulukları Sedna’ya farklı adlar vermişlerdir. Sularda avlanan, yiyecek bulmaları onun insafına kalmış insanlar tarafından tapılırdı.
  • Nun:
    Eski Mısır tanrıların en eskisi olan Nun’un ismi “su” anlamına gelir. İçinden yaradılışın çıktığı tarih öncesi kaos suyunu temsil ederdi. Özellikleri karanlık, sınırsızlık ve çalkantııydı.

Irmaklar:

Irmak sembolizmi akarsudan kaynaklanır ve dua ile zamanın yaratıcı gücünü yansıtır. Bereket ve kıyılarına yaşam bahsederek toprağın sulanması anlamına gelirken zamanın geçişi için bir mecazdır. Hayatın doğumdan ölüme akışı gibi, bir ırmakta kaynağından denize doğru akar. Irmak, iki alem, Yaşam ile Ölüm arasındaki sınırı da simgeleyebilir. Büyük ırmaklara kişilikler verilmiş, çoğu kutsal sayılmıştır. Pek çok kültürün ırmak tanrı ve ruhları vardır.

  • Cennetin Dört Irmağı:
    İncil’deki Cennet Irmakları Hayat Ağacı’nın köklerinden doğarak dört ana yönde akar. Suları yaşam ve beslenmeyi temsil eder.
  • Styks:
    Yunan mitolojisinde Styks ırmağı Dünya ile Hades arasındaki sınırı çiziyordu. Efsanelerde ölüleri Acheron Irmağı’ndan geçirerek Styks’e getiren kayıkçı Charon anlatılır.
  • Ganga:
    Kutsal Ganj ırmağının suyunu temsil eden Hint tanrıçası Ganga, bereketi ve kara ile denizin bilgeliğini simgeleyen balık ve timsah karışımı bir mahluk olan ‘makara’ üzerinde tasvir edilir.
  • Hapi:
    Mısır’ın Nil taşkınları tanrısı Hapi, taşkın’la gelen bereketin sembolü iri bir göbekle tasvir edilmişti.

Göller

Geleneksel olarak göl huzur ve tefekkür simgesidir. Yüzeyi yansıtıcı olduğundan ayna sembolizmiyle de yakından bağlantılıdır. Yunan efsanesinde Narkissos, göldeki yansımasını hayranlıkla seyrederken boğulur. Çin’de göller bilgelik, özümseme ve edilgenlik simgesidir. Hinduizm ve Budizm’de tapınaklara bağlı göller yaratılış ve sonraki hayata geçişi temsil eder.

İNSAN VE EVREN
İnsan ve Evren

İnsan-Evren ilişkisi Rönesans düşüncesinde önemli bir konuydu. Da Vinci’nin ünlü çizimi “Vitruvius Adamı” Romalı mimar Vitruvius’un düşüncesine dayanır. İnsan bedeninin yapısıyla Evrenin yapısı arasındaki benzeşim olarak yorumlanabilir. Simyacı yazar Nettesheim’lı Agrippa’ya göre beden Makrokozmosu, yani Evreni barındıran mikrokozmos idi.

Mikrokosmos İnsan:

Mikrokozmos İnsan

Nettesheim’lı Agrippa (1486 – 1535) büyü, astroloji ve ezoterizm konularında Rönesans’ın en önde gelen yazarıydı. En tanınmış eseri olan üç bölümlü “De Occulta Philosophia”da zamanında yaygın kabul görmüş, Evrenin insan modeli üzerine kurulu olduğu ve bir ruha sahip olduğu anlayışını inceler. Agrippa, Mikrokozmos olan insanı; Evren ya da Makrokozmosu temsil eden pentagram ile (beş köseli yıldız) aynı formda görselleştiriyordu. Bu çizimde pentagram’ın beş köşesi, bedenin parçalarını ve zamanın astrologlarınca bilindiği şekliyle sembollerle gösterilmiş gezegenleri birlikte temsil ediyordu. Tepede baş ve Mars yer alır; kollar Venüs (sol) ve Jüpiter’le (sağ) ilgilidir; bacaklar Merkür (sol) ve Satürn’e (sağ) karşılık gelir; Ay cinsel organların yakınında, pentagramın merkezindedir.

İnsan Evren Açıklama
  • Daire:
    Rönesans boyunca hümanistler dairenin kusursuzluğu ile tanrı arasında benzerlik görmüşlerdir. Burada Leonardo’nun figürü ile temsil edilen kişinin bedeninin dairesel hareketi ile bir daire veya ruhsal alemi oluşturduğu, bunun da insanları kare şeklinin temsil ettiği fiziksel sınırlamaların üzerine çıkartan yaratıcı ruhu sembolize ettiğine inanıyorlardı.
  • Kare:
    Figür dairenin üzerine yerleştirilmiş bir kare içindedir. Kimileri Leonardo’nun bir orantı egzersizi sunmakla kalmadığına, aynı zamanda kişinin eş zamanlı olarak nasıl hem doğal hem de ruhsal alemlerde var olacağını sembolik olarak gösterdiğine inanmaktadır.
  • İlahi Oran:
    Vitrivius’un açtığı yoldan giden Leonardo’nun bu çizimdeki ana amacı İlahi Oran olarak bilinen kavramı resimlemekti. Bu ilkeye göre bedenin her bir ayrı parçası bütünün bir basit kesridir. Sözgelimi basın aldan seneye kadarki ölçümü toplam boyun tam onda birine karşılık gelir. Açılan kollar bedenin uzunluğu kadardır. İnsan bedeninin ilahi oranı evrenin her anında görülen simetriyi yansıtmaktadır.

Kaynak:(Görseller hariç) KATHRYN WİLKİNSON / Semboller ve İşaretler / Alfa Yayınları
*Daha fazlası için lütfen kitabı okuyunuz.