(Rig-Vedalar)
Hinduizmin kökeni Batıdan gelen Hint Avrupa kökenli Aryan istilacılardır. Tantrizm gibi yerel dinleri baskı altında tutmuşlardı, ancak zamanla eski halkların inanç ve adetleri yavaş yavaş yüzeye çıkarak bir şekilde Hinduizmle karışmıştı. Hinduizmin en önemli tanrıları arasında ateş tanrısı Agni’ ve güneş tanrısı Surya’dır. Zamanla Yaratıcı Brahma, Koruyucu Vişnu ve Yok Edici Şiva ile bir üçlü kurulmuştur. Aslında Brahma, Vişnu ve Şiva üçlüsü tek bir tanrının farklı yüzleridir. Brahma yaratıcı, Vişnu koruyucu ve Şiva yok edici olarak evrenin yaratılış, var oluş ve yok ediliş sürelerinin kozmik hâkimini gösteriyordu. Bunlar dengede bir birliktelik sağlayan birin üç ayrı sütunu, eşkenar üçgenin her bir kenarı idi. Veda sözcüğü, vid “bilmek” eyleminden türetilmiştir ve “kutsal, dinsel bilgi” manasına gelir. Birçok Hindu, Vedaların yaratılışın başından beri var olduğuna inanır. Vedaların en yeni bölümleri yaklaşık M.Ö. 500 civarında ortaya çıkmışken, en eski metinler yaklaşık M.Ö. 1500 yıllarına aittir. Ancak metinler yazılmadan önce; uzunca bir süre devam eden bir sözel gelenek mevcuttur. M.Ö. 15.y.y.’dan itibaren tarih sahnesine çıkan Vedalar zengin bir tefekkür dünyası sunmaktadırlar.
- Samhitalar: İlahi, sihir, melodi ve kurban bilgisini içerir. Samhitalardan en eskisi olan Rig-Veda’da doğa güçlerinin kişileştirilmesi olan Tanrılara ilahiler vardır, anlatımlar üzeri kapalı yoğun sembolizmle bezenmiştir ve anlaşılmasının oldukça zor olduğu kabul edilir, Rig-veda’da, hayatın anlamına, evrenin başlangıcına ilişkin felsefi çıkarımlar da bulunmaktadır.
Bu başlıkta kendi içerisinde dörde ayrılabilir:
- Rigveda: İlahi bilgisi. Bu bölümdeki bazı bölümlerin 10 bin senelik olup Osiris efsanesinden bile eski olduğu düşünülmektedir, Güneş-Tanrı’ya söylenen ilahilerde sembol olarak “Her Şeyi Gören Göz” yer almıştır.
- Atharvaveda: Sihir formülleri bilgisi.
- Samaveda: Melodi bilgisi.
- Yacurveda: Kurban bilgisi
- Brahmanalar: Düzyazı metinler. Bunların içeriği ilahi bilgiler, kurbanla ilgili gözlemler, kutsal seremonilerdeki pratik ve mistik anlam ve önem’dir. Brahmanalarda dini törenlerin özellikleri ve sembolik manaları anlatılır.
- Aranyakalar: Bu metinler, azizlerin, tanrı, dünya, insanlık üzerine düşüncelerini ve eski Hint felsefesinin izlerini yansıtır. Brahmanalara ek olarak yazılmış metinlerdir.. Orman Metinleri de denir.
- Upanişadlar: Sözsel anlamı gurulara yaklaşmak, yakınlaşmaktır. Hinduizmin vedalarının son kısmında yer alan eklerin adıdır. Ormana çekilmiş ve münzevi bir hayat yaşayan kutsal adamların müritlerine aktardıkları, bazen de sade öğretilerden oluşmuştur. Ormana ait bilgiler ve gizli öğretiler diye de adlandırılmaktadır. Huzur ve arınma yolunda daha çok fiziksel ve somut adanmışlıklar içeren ve öneren vedalara bir tepki olarak, evrenle birlik hali ile içsel huzur ve dinginlik arama yolunda daha ruhani patikalar ve biçimler arayan öğretilerin bir toplaması olduğuna inanılmaktadır. Veda’ların sonu “Vedanta” olan Upanişadlar (M.Ö. 800- M.Ö. 400) daha felsefi ve mistik yapıdadır, anlaşılması daha kolay olduğundan “Vedaların en önemli bölümleri,zirvesi” olarak kabul edilir.
Upanişad, mistik yapıdaki kutsal kitaplardır, sözcük anlamı “yanıbaşına oturmak” anlamına gelir. Bu metinler geçmişte Hindu Rişilerinin yani Peygamberlerin öğrencilerine öğrettiği gizli bilgilerdi. En eski Upanişadlar M.Ö. 800–700 yılları arasında yazılmıştır. 13 temel Upanişad Hindu felsefesinin ve mistisizminin en büyük ve en önemli kaynağıdır. Bütün Upanişadlarda öğretilen temel öğreti, bütün evrenin Tanrı olduğu, Atman olarak adlandırılan insan ruhunun da aslında Tanrı’nın bir parçası olduğu ve öldükten sonra su damlasının okyanusla birleşmesi gibi insanın da Tanrı ile birleşeceği, onda özümsenip Tanrı’da yok olacağı onunla bir olacağı doktrinidir. İnsanın yüksek benliği Tanrı ile birdir düşüncesi hâkimdir ve zaman zaman Baykuş simgesi ile sembolize edilir.
Upanişadlar’da değişik düşünürlerin değişik dönemlerde yazdıkları metinlerdir. Kişiyi cehalet bağlarından koparan ve en yüksek amaç olan özgürlüğe ulaştıran tanrı bilgisi olarak geçmektedir. Upanişadlar’da ters yaşam ağaçları prensipten tezahüre doğru yoğunlaşmayı simgeler.
Upanişadlarda şöyle geçer: “Brahman her şeydir. Evrende var olan bütün görüntüler, arzular, duyular Tanrı’dan zuhur ederler. Tanrı’yı tanımak için, kişinin kendisi ile kalbinin derinliklerinde gizli bulunan Tanrı’nın aynı Varlık olduğunu idrak etmesi gerekir. Kişi, ancak bu şekilde ölümden kurtulur. Bütün bu evren Brahman’dır. Her şey O’ndan çıkar, ondan kaynaklanır. Her şey O’nda erir, O’nda çözülür, O’nda yok olur. Ve her şey “O” ile devamlılığını sürdürür. O, en üstün olandır, bütün duyuların ve düşüncelerin ötesindedir. Her şeyin özünde Atman vardır Brahman, her insanın yüreğindedir.”
Buda’nın öğretileri ile Vedalar arasındaki ilişki Eski Ahit ile Yeni Ahit arasındaki ilişkiye benzemektedir. Tarihte daha önceden söylenmiş sözler bilinmeden, yeni düşünceler idrak edilebilinemez. Her yeni yazılı olarak ortaya çıkan kadim tradisyon, uzun zamandır uygulanan sözlü geleneğin sonucudur. Tüm öğretiler çok kısa bir zamanda ortaya çıkmışlar gibi gözükseler de aksine, yüzyıllar boyunca nesilden nesile, ağızdan ağıza aktarılarak meydana getirilmiş büyük bir birikimin sonuçlarıdırlar.
Hinduizim için bu kitaplar kutsaldır, ancak Buddhistler için kutsal değildir. Buddhistlere göre Vedalar, Brahmanlar tarafından değiştirilmiş ve yanlışlarla doldurulmuştur. Hintliler, insanın özünün tanrıdan bir parça olduğuna ama bunu fark edemediğine inanırlar. İnsanların çoğu bir tek ömür boyunca bu farkındalığa erişemezler şeklinde düşünülür. Ruh ölümden sonra yeni bir vücutla dünyaya geri döner ve son evrim çağına kadar da yenilenmeyi sürdürür; sürmekte olan bu ruh göçüne “oluşum çarkı Samsara” denir. Bu terim, ruhun değişik dönüşüm aşamalarından geçmesi yani reenkarnasyon çarkıdır. Osho da bu çarktan farkındalıkla sadece evrenin büyük tanığı olarak çıkılabilinir demektedir. Bencillikten vazgeçme, Tanrı sevgisi, bedenin ve zihnin gücü, insanın kendisini bilmesi olmaksızın, bu yolda başarıya ulaşılamaz. Gerçekle cesaretle yüzleşebilmek geleneği tüm ezoterik sistemlerde mevcuttur.
Gerçeği arayış, bilgiyi arayış; kişiyi ön plana çıkarmadan, öğreti ön plana çıkarır. Belki de yeni hiçbir şey söylemeden, sadece birlikte hatırlanır. Her birey kendi aydınlanmasını kendi yolunda yaşar ama kadim ezoterik bilgelik birdir. Bu yol ise zor ve meşakkatlidir. Vedalardan bazı alıntılar ile bu konuyu bitirelim:
Adlar değişik, kalıplar ayrı, cevher tek; Brahman.
Ama Brahman dışında başka bir kâinat da var, benliğimiz Atman.”
“Işıklar içinde doğarsın Agni ( Ateş Tanrısı)
Dünyaya ışıklar saçarsın.
Göklerde, sularda, toprakta Sen varsın”
“Hakikatten daha yüksek bir öğreti yoktur.”
Vedalar
BERK YÜKSEL / Kendini Bilmek Yolculuğu ve Ezoterik Bakış / Syf: 89 – 93 (Arkadaş Yayınevi – 2. Baskı, Ankara 2011)
Zira, Tanrı her insanın içindedir, ama pek azı onu bulmayı başarır.
Mutluluğunu ve sevincini ve de nurunu kendinde bulan kişi Tanrı’ya kavuşmuş olur.
Öyleyse şunu bil ki, Tanrı’yı bulmuş olan ruh, doğumdan ve ölümden de ihtiyarlıktan ve ıstıraptan da kurtulmuş ve de ab-ı hayatı içmiş olur.”
Bhagavad Gita
Bhagavad Gita, Mahabharatta destanının bir bölümünü oluşturan kutsal kitaptır. “En yüce olanın/Tanrı’nın şarkısı (ezgisi)” anlamına gelmektedir. Hint inanışa göre M.Ö. 3000 yılında “Dünya Savaşı” denebilecek büyüklükte bir savaş meydana gelir. Bu savaş tüm toplumlarda olduğu gibi iyilerle kötüler arasındadır.
Mahatma Gandhi gibi bazı Hindularca Bhagavad Gita’da anlatılan bu savaşın, savaş arabalarının, savaş atlarının, “sembolik” olduğu düşünülür. Bhagavad Gita’da insan bir atlı arabaya benzetilirdi. Araba bedeni, atlar hisleri, istekler ve ihtirasları, araba sürücüsü akılı ve arabanın yolcusu onun asıl sahibini temsil etmektedir. Arabacı bilinç, savaş yaşam, tekerlek ise zamandır. Arabanın gayesine ulaşması için dört unsurun ahenkli çalışması gerekir. Eğer araba fazla ağırsa hareket edemez, atlar iyi terbiye edilmemiş ise veya arabacı acemi ise araba atın istediği istikamete gider, bazen yolcuyu felakete sürükler. Duyguların zaman zaman devirmeye çalıştığı bu arabada; akılı temsil eden araba sürücüsü, atlara hâkim ise yolculuk emin ellerdedir, ancak yine de bazen araba sürücü araba sahibinin sesini duymaz ve arabayı kendi bildiği gibi sürer. Bu durumda araba gayesine ulaşmaz. Çünkü araba sahibi insanın asıl benliğidir.
Buddha şöyle der: “Aynen araba tekerleklerinin atları izlemesi gibi, saf olmayan bir akılla konuşan ve davranan kişiyi de acı izler.” Araba örneğinde de dörtlü bir sistemden söz edilebilinir. Ezoterik öğretilerde bu dört unsur; üçgen içinde göz, nokta ya da bir harf ile sembolize edilebilinir. Biri çevreleyen üç ana prensip söz konusudur.
Krişna Bhagavad Gita’da “Her şeyde beni ve bende her şeyi gören biri için ben asla kaybolmam. O kişi de benim için kaybolmaz. Benim bütün yaratıklarda bulunan varlığıma saygı gösteren bilge yaşam biçimi ne olursa olsun bende var olur” der. Ve şöyle devam eder: “Tüm kozmik düzenin kendi kendine yaratılmasını sağlarım. Maddesel doğa benim gözetimimde faaliyet gösterir hareketli ve hareketsiz varlıkları yaratır. Bu düzen yine onun yasalarına uygun olarak durmadan yeniden yaratılır ve yok edilir”.
Hz. Ali şöyle der: “Sen kendini ufak bir nesne sanırsın, hâlbuki sende koca bir cihan dürülmüştür.”
Montaigne ise şöyle devam eder: “Dünyada en önemli şey kendi olmayı bilmektir.”
Arabanın yolda olması. İşte bu hakikati, Tanrıyı arayıştır. Bu, kendini tanıma ve bilme yoludur. Kendi içindeki savaşın farkına varıştır. Kutuplardan tamamlayıcılığa geçiştir. Kendini dengelemek ve orta yolda yürümektir. Hayal kırkılığının yerini umut, acıların yerini tecrübenin almasıdır. İpleri eline almaktır. Aydınlanma. Uyanma. Bilinçlenme için adım atmadır. Işığı arayanların kalbine dolan koşulsuz sevgidir. Kalbinde büyüttüğün sevginin seni aşması ve Tanrı ile bütünleşmesidir. Zamandan, mekândan ve beş duyu kısıtından özgürleşmedir. Gerçek anlamda hür olmaktır. Taş üstüne taş koymaktır. Öğrenci hazır olduğunda, ustanın geleceğini biliştir. O, bu yolda yardım alıştır. Ancak Ustayı da kendi içinden doğurmayı becerebiliştir.
BERK YÜKSEL / Kendini Bilmek Yolculuğu ve Ezoterik Bakış / Syf: 93 – 95 (Arkadaş Yayınevi – 2. Baskı, Ankara 2011)
